Bahis severler, 2026 yılı için planlanan yenilikleri Bettilt versiyonunda bekliyor.

Dijital dünyada eğlenceyi artırmak için Bahsegel kategorileri öne çıkıyor.

PwC raporlarına göre, online kumar gelirlerinin %36’sı mobil uygulamalardan elde edilmektedir; bettilt giriş mobil kullanımda öne çıkar.

Online bahis sitelerinde ortalama bonus çevrim süresi bahsegel güncel adres 48 saattir; bu süreyi 24 saate düşürmüştür.

admin - Sayınsu Ortodonti

Yazar: admin

  • Diş kapanış tespitinde analog ve dijital yöntem karşılaştırması: Modjaw? Artikülatör?

    Diş kapanış tespitinde analog ve dijital yöntem karşılaştırması: Modjaw? Artikülatör?

    Modjaw? Artikülatör?

    Değerli hocamız Dr. Roth’ un öğrettiği ‘’AĞIZDA GÖRDÜĞÜNE İNANMA’’ sözü, bize hastaların dişlerinin kapanışının yanıltıcı olabileceğini, mutlaka farklı kayıt yöntemleriyle dişlerin temas noktalarının tespitinin gerektiğini ifade etmektedir.

    Eğer hastalar farklı sebeplerle dişlerini kaydırarak kapatıyorsa, çene eklemi olması gerekenden daha farklı bir konuma geliyor demektir. Böyle bir durumda çene pozisyonu da hatalı olacağından tedavi başında yaptığımız planlama da yanlış olacaktır.

    Yüz arkı transferi ile dişlerin artikülatör üzerinde değerlendirmesi rutinde kullandığımız analog (geleneksel) bir yöntemdir. Modjaw cihazı ise dijital olarak sadece statik değil aynı zamanda dinamik olarak da çene hareketlerinin kaydının alınmasını sağlar.

    Kliniğimizde, çenenin açma-kapama fonksiyonu sırasında dişlerde meydana gelen temasları hem analog hem de dijital yöntemle inceledik. Videomuzda, stabil bir çene pozisyonuna sahip hastada ilk diş temaslarını belirlemede her iki yöntemle de benzer sonuçlar elde ettiğimizi göreceksiniz.

    Dijitalleşen diş hekimliği dünyasında, hastanın ve hekimin en az eforu sarf ederek daha doğru sonuçlara ulaşması, böylelikle verimliliğin arttırılması hedeflenmektedir.

  • Şeffaf Plaklarla Ortodontik Tedavinin Avantajları

    Şeffaf Plaklarla Ortodontik Tedavinin Avantajları

    1- Sanal tedavi planlaması son derece teknolojik bir uygulamadır.

    Özel yazılım sayesinde tedavinin adım adım gidişatı takip edilebilmekte ve tedavinin sonucu daha tedaviye başlamadan görülebilmektedir. Hangi plakta hangi değişikliği olacağı, diş hareket miktarı ve yönü hem hekim hem de hasta tarafından görülebilmektedir. 

    2-Ağız hijyenini ve dişeti sağlığını korumak daha kolaydır.

    Plaklar yemeklerde çıkartıldığı için dişleri fırçalamak, diş ipi yapmak ve tüm ağız bakımını daha kısa sürede etkili şekilde tamamlamak mümkündür. Dişlerin üzerinde yemek artıklarının birikimine neden olan parçalar olmadığı için çürük oluşma riski de daha azdır.

    3-Tedavi sırasında acil durum oluşturacak daha az sorun ortaya çıkmaktadır.

    Şeffaf plaklarla yaralanma, tel batması ve alerjik reaksiyon gibi durumlar daha az gözlenmektedir. 

    4-Dişlere uygulanan kuvvetler ayarlanabilir.

    Plaklarla hafif ve kesikli kuvvetler uygulanabilir. Toplam plak sayısı arttırılarak dişlere gelen kuvvetin de azaltılması sağlanabilir. Böylece ağrı da daha az oluşur. Özellikle dişeti sorunu yaşayan ve dişeti çekilmesi çok olmuş kişilerde bu yöntem tavsiye edilebilir.

    5- Ortodontik tedavi sırasında biraz daha az ağrı oluşur.

    Özellikle köşeli kalın tellerin değişimi sırasında dişlere daha fazla kuvvet gelmektedir. Bu da daha fazla ağrıya sebep olmaktadır. Braketlerin sökümü de plaklar için yapıştırılan dolgu parçalarının sökümünden biraz daha zor ve zaman bir alan işlem olsa da, şeffaf plak tedavisinden sonra dişlerin üzerindeki ataşmanların temizlik işlemi geleneksel braketlerin temizliğinden farklı değildir ve cilalalama prosedürleri düzgün şekilde uygulanmalıdır.

    6-Hastanın günlük aktivitelerini sekteye uğratmaz.

    Özellikle ergenlik dönemlerinde spor yapan gençlerde metal parçalar yüzünden yaralanma görülebilmektedir. Şeffaf plaklarla bu durum ortadan kalkar ve spor sırasında materyaller risk oluşturmaz. 

    Şeffaf plaklar hakkında Şeffaf Plak Tedavisi sayfamızda oldukça ayrıntılı bilgiler verdik. Ziyaret edebilirsiniz.

     

    Yardımcı Kaynak: Werner Schupp, Julia Haubrich, John Morton, Kenji Ojima. Aligner Orthodontics: Diagnostics, Biomechanics, Planning and Treatment. 1st edition. Quintessence Publishing

  • ÇOCUKLARDA SOLUNUM: Ağız Solunumunun Negatif Etkileri

    ÇOCUKLARDA SOLUNUM: Ağız Solunumunun Negatif Etkileri

    Sağlıklı ve doğal nefes almak hem fiziksel hem de ruhsal açıdan yaşamın temel gereksinimidir. Eğer nefes alıp verme işlemi doğru şekilde gerçekleştirilebilirse yaşam kalitesi artar. Tersi durumda ise patolojiler görülür. Sağlıklı nefes alınması ve bu durumun korunması çocuklardın büyüme ve gelişimleri için önemli unsurlardan biridir. Yanlış nefes alma veya yetersiz solunum sebebiyle başka sorunlar da ortaya çıkmaktadır.

     

    Sağlıklı nefes alabilmenin ilk şartı burundan nefes almaktır. Nefes alma organımız ağzımız değil burnumuzdur. Burundan soluduğumuz hava nemlenir, ısınır ve akciğerlere inerken havanın içindeki tozlar ve mikroorganizmalar filtrelenir. Böylece, akciğerlere sağlıklı bir hava girmiş olur. Eğer burunda veya burun yolunda tıkanıklık varsa, o zaman sağlıklı olmayan ağız solunumu başlar. Ağızdan alınan hava kalitesizdir, çünkü yeterinde nemlenmez, ısınmaz ve filtrelenmez.

     

    Burun solunumunun yapılamaması ve ağız solunumunun sebepleri  genetik, psikolojik/davranışsal veya burun yolundaki tıkanıklıklar olabilir. Burundaki veya burun yolundaki tıkanıklıklara sebep olarak deviasyon denilen kemik ve kıkırdak eğrilikleri, burun içindeki kankaların şişmesi, polipler, alerjik hipertrofik rinit, sinüzit ve kronik iltihap sebebiyle burun mukozasının enflamasyonu, bademcik ve geniz etlerinin normalden büyük olması ve hava kirliliğinin artışı ile çocukların daha fazla alerjik maddelere maruz kalması örnekleri verilebilir. Yapılan çalışmalarda, çocukluk zamanı ağız solunumuna alışmış kişilerde burunda tıkanıklık olmasa da ömür boyu alışkanlığa bağlı ağız solunumu yapabildiği bildirilmektedir. Bu sebeple, çok küçük yaşta solunumun değerlendirilmesi ve çözüm aranması gerekir.

     

    Ağızdan yapılan solunum nedeniyle boğaz kuruluğu meydana gelir. Bebeklerde görülen orta kulak iltihaplanmasında da rolü vardır. Uzun süreli ağız solunumunun, kalp damar yollarında patolojilere ve endokrinolojik sorunlara neden olduğu bilinmektedir. Uyku kalitesinde azalma  ve psikolojik sorunlar da ağız solunumu ve solunumun kalitesinin düşüklüğü ile ilişkilendirilmektedir.

     

    Ortodontist olarak solunumu değerlendirirsek, burun solunumu, üst çene ve kafa kemiklerinin uygun şekilde büyüyüp gelişmesini sağlar. İskeletsel kemik yapılarının ve sinüs denen hava boşluklarının doğru şekillenebilmesi için burundan alınan hava ve kalitesi çok önemlidir. Bebeklik ve çocukluk dönemindeki, yani büyüme gelişimin en aktif olduğu dönemdeki hava alım kalitesinin azalmasına bağlı patoloji oluşumuna önlem alınmalıdır. Ağızdan başlayan değişiklik birbirleriyle direkt bağlantılı olan çeneleri, baş, boyun ve bel omurlarını ve dolayısıyla tüm vücudu negatif yönde etkiler.

     

    Çocuklar, ağızlarından daha rahat nefes alabilmek için başlarını öne doğru uzatırlar, öne doğru eğilirler ve başlarını geriye doğru yatırırlar. Bu da boyun omurlarına ters yönde yük binmesine, ön ve yan boyun kaslarının hiperaktivitesine, köprücük kemiklerinin ve birinci kaburga kemiklerinin yükselmesine ve kambur duruşa sebep olur. Bu duruş şekli, dil üstü kasların kısalmasına ve  dil altı kasların uzamasına sebep olur. Uzun süreli ağız solunumu sonucunda ortaya çıkan yüz tipine ”adenoid yüz tipi” denir. Nefes alabilmek için alt çenesini ve dilini aşağı doğru iten çocukta damak kubbesi derinleşir, alt çene yeterince büyüyemez, arka dişler aşırı uzar, alt çene geriye ve aşağı doğru rotasyon yapar, üst ve alt ön dişler arasındaki açıklık artar, Angle Sınıf II  dediğimiz alt çenenin geride olma durumu oluşur, alt yüz yüksekliği artar, yüz uzar ve gerilmiş yanaklar üst çeneye basınç yaparak üst çenenin yanlara doğru gelişememesine ve dar kalmasına sebep olur.  Ayrıca, ağız sürekli açık kaldığı için ve tükürük ile yıkanamadığı için açıkta kalan diş etleri kurur  ve kıpkırmızı bir diş eti görüntüsü oluşur. Daha rahat nefes alabilmek için ağzını açık tutan çocuklarda, üst solunum yolları da  yeterince gelişemez. Buna bağlı olarak, yatay vaziyette, yani uyku sırasında sıklıkla apne ve horlama  görülür ve uyku kalitesi bozulur. Yalnızca geceleri salgılanan büyüme hormonunu da azalır ve çocukta yeterli büyüyememe ve kilo alamama gibi sorunlar ortaya çıkabilir.

     

    İyi uyku uyuyamayan ve kalitesiz hava soluyan çocuklar yeterince dinlenmiş şekilde uyanamazlar. Gözlerinin altındaki kronik yorgunluk halkaları bu durumun tipik görüntüleridir. Çocuklar ağızlarından soluyabilmek için dudak kaslarını yanlış şekilde kullanırlar.  Dudak kaslarının yanlış kullanımı ile kaslanma bölgeleri değişiklik gösterir ve dudakları damak ile bağlayan dudak bağı denen bağ dokuları hareketsiz kalır.

     

    Normal bir yutkunma esnasında üst dudak ve filtrum aşağıya doğru hareket etmesi gerekirken, tam tersi alt dudak yukarıya doğru hareket ederek dudakları kapamaya çalışır. Bu durumda, alt çene kasları olması gerektiğinden fazla çalışır. Çene ucundaki nokta nokta kasılmalar farkedilir hale gelir.Tüm bu sebeplerden dolayı, ağız solunumunun erken ve doğru teşhisi ve tedavisi çok önemli bir konudur.

     

    Ortodonti uzmanları olarak yalnızca dişlerin seviyelenmesi ve estetik olarak güzel görünmesi bizim için yeterli değildir. Büyüme gelişme çağındaki çocuklara uyguladığımız tedaviler, hekimlik hayatımızı anlamlandıran tedavilerdir. Çocuk diş hekimlerinin, kulak burun boğaz ve çocuk doktorlarının, hatta duruş bozukluğu oluşmadan fizyoterapistlerin burun solunumu yapmayan ve/veya yapamayan çocukları doğru şekilde teşhis etmesi  için birlikte çalışması gereklidir.Kulak burun boğaz uzmanı burun yolundaki tıkanıkları giderirken, biz ortodontistler de erken dönem tedaviler ile üst çenedeki darlığı çözerek burundan soluma ve dili doğru konumlandırma egzersizleriyle, çocuğu yeniden normal büyüme paternine yönlendirmeyi ve hem fiziksel hem de psikolojik açıdan sağlığa kavuşturmayı hedeflemekteyiz.

     

    Web sayfamızdaki erken dönem tedaviler bölümünde çene genişletmesi protokolü ile ilgili daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.

  • Splint

    Splint

    Çene eklemi problemi yaşayan hastaların yarısından fazlası senelerce splint kullanmış ve sonuç alamamış olarak kliniğimize başvuruyor. Muayene sonucunda, hastamıza uygulamak istediğimiz splint protokolünü aktardığımızda ise ilk soruları şu oluyor: ‘’Peki hocam bizim kullandığımız da splint değil mi?’’ Bu durumu bir örnekle anlatmak istiyoruz.

    “Ayakkabı” adı altında onlarca farklı tip ayakkabı vardır. Örneğin kar botunu karda güvenli şekilde giyerken bir topuklu ayakkabıyı aynı amaçla giymek doğru değildir. “Çene eklemi splinti” de ayakkabı gibi kişiye ve kullanım yerine özgüdür. Splint tedavisinde önemli olan splintin dişlerle olan karşılıklı ilişkisidir. Yani, dişlerin okluzyonu dediğimiz dişlerin kapanışı hekim tarafından çok iyi ayarlanmalı ve düzenli sıklıkta kontrol etmelidir. Splint üzerindeki temas noktaları düzenlenmediği zaman splintler yarardan çok zararlı olabilmektedir.

    Splint tek başına kendisi tedavi etmez. Hekimin splinti her randevuda uyumlaması çok önemlidir. Bu sebeple splint bir kez ağıza uygulanan ve bir daha kontrol edilmeyen bir aygıt değildir ve konuyu ‘’splint tedavisi’’ olarak ele almak gerekir. O halde başlangıçta bir şekilde splint uygulanmış olarak gelen ama o splintin kendisini iyileştirmediğini düşünen hastaların sorduğu soruyu şu şekilde yanıtlıyoruz. ”Her splint aynı değildir. Bizim uygulayacağımız splint tedavisi belki size daha uygun olacak ve sorunlarınızı çözmeye yardımcı olacaktır.”

    Kliniğimizde çene eklemi rahatsızlıkları için uyguladığımız eklem splinti ile tedavi protokolümüz için burayı ziyaret edebilirsiniz. İlgilenenler ayrıntılarını okuyabilir.

  • Dil Bağı Nedir? Tedavisi Nasıldır?

    Dil Bağı Nedir? Tedavisi Nasıldır?

    Dil bağı nedir? Büyüme gelişim üzerine etkisi ve tedavisi nasıldır?

    Çocuk ve kulak burun boğaz doktorları tarafından oldukça detaylı incelenen ve tedavisi yapılan bu konuyu bir ortodonti uzmanı gözüyle size aktaracağım.

    İsterseniz konu hakkındaki Youtube videomuzu izleyebilirsiniz. 

    Öncelikle Dil Bağı nedir ve ne gibi sorunlara yol açar?

    Bebek, henüz ana karnındayken, ağız bölgesinin gelişimini tamamlandıktan sonra dilin altında frenilum denilen bir bağ dokusu kalır. Bu bağ dokusu kas içermez ve ağız tabanındaki kasın üzerinde yer alır. Dil frenilumum görevi, dilin ağız tabanı ile bağlantısını sağlamaktır. Peki, bu incecik bağ nasıl oluyor da insanın fizyolojisini ve hayat kalitesini etkiliyor?

    Tıbbı terimiyle ANKİLOGLOSSİ: Uluslararası Dil Bağı Uzmanlarının Afilisyonu tarafından, normal dil hareketini kısıtlayan ve  dil altında yer alan sıkı bağ dokusu olarak tanımlanmaktadır. Frenilum adı verilen bu bağ dokusu, normalden kısa, çok kalın ve yeterince elastik değilse, ayrıca dilin ucuna doğru uzuyorsa dil hareketleri kısıtlanmaktadır. Bu gibi dil bağının normal olmadığı durumlarda, kişinin çiğneme, yutma, yemek yeme, sindirim, ses artikülasyonu ve nefes alma gibi türlü fonksiyonları kısıtlanabilmektedir.

    Bu konuda çok güzel, İngilizce bir kitap var, ilgi duyan herkesin okumasını tavsiye ederiz. Ben de bu videomda bu kitaptan aldığım örneklerle dil bağının ve ağız solunumunun öneminden bahsetmek istiyorum.

    Richard Baxter, yani kitabın yazarı, bir çocuk diş hekimidir ve aynı zamanda Uluslararası Dil Bağı Uzmanları Afiliasyonunun kurucu üyesidir. Dr. Baxter, bizzat kendisinde de bu dil bağı problemi olduğunu ve geç teşhis konulduğu için bugüne kadar bir çok sıkıntı atlattığını ve bu sebeple kendi ikiz çocuklarında da aynı sorunu görüp, onlar da aynı şeyleri yaşamasın diye kitabında doğumdan hemen sonra neler yapılması gerektiğini çok detaylı bir şekilde anlatmıştır.

    Kitap bir örnekle başlıyor. Bebekler miyop doğar ve zamanla uzağı normal görmeye başlar. Eğer erken dönemde teşhis konmazsa gerçekten miyop olanların problemi daha geç yaşlarda ortaya çıkar. Çocuk, uzağa bakarken gözlerini kısıyorsa ve televizyon karşısında çok yakın oturuyorsa bu durumdan şüphelenmek gerekir. Miyopi probleminin erken dönemde farkedilemediği durumlarda, hem problem ilerler hem de çocuk, dünyayı çok daha net şekilde görmesini sağlayan miyop gözlüğüne geç kavuşmuş olur. Yazar, dil bağı da bu şekildedir diye ifade ediyor. Zamanında tanı konmazsa ve tedavi edilmezse büyüme ve gelişim esnasında problemin negatif etkisi daha fazla görülmektedir. Henüz bebekken emzirme sorunu başlıyor ve devamında konuşma sorunu, nefes alma sorunuyla beraber uyku problemi, migren, boyun ve omuz ağrısı, yutkunma sorunu gibi problemlerle karşılaşılıyor.

    Yazar, sağ ve sol ayakkabı bağcıklarını birbirine bağlayarak koşmaya çalışmayı, dil hareketlerinin kısıtlamansına örnek olarak sunuyor. Kişinin, daha küçük adımlar atarak denge kurmaya çalışılabileceğini ve bu duruma alışarak adapte olabileceğini, ancak vücut bütünlüğü için doğru hareketlerin bu olmadığını vurguluyor.

    Biz de kliniğimizde çene eklemi tedavilerini yaparken adaptasyon kelimesinin üzerinde çok duruyoruz. Adapte olmak aslında her zaman durumu iyiye götürmüyor, tam tersine beraberinde bir sürü sorunu getirebiliyor.

    Dil bağına geri dönecek olursak, ideal dil pozisyonu büyüme ve gelişimde birebir etkilidir. Dişlerin içinde bulunduğu kemiklerin gelişimi ve yüz/hava yolu dengesini sağlar.

    Dil de bacaklar gibi çizgili kastır ve çiğneme, konuşma ve yutkunma hareketlerin öğretilmesi gerekir ve hatalı bir alışkanlık söz konusu olursa kas hafızası yenilenmeli ve geliştirmelidir.

    En büyük sorun, ağız içi bölgesi dardır ve özellikle bebeklerde ve küçük çocuklarda ağız içi yeterince görünmediği için bu sorunlar geç farkedilebilmektedir. Bu sebeple, bebekte dil bağının teşhisi için yenidoğan klinik ekibinin ve çocuk doktorlarının rolü çok büyüktür. Az önce bahsettiğim derneğin sayfasında bu konuyla ilgilenenlerin listesine baktığımızda ekibin oldukça fazla sayıda profesyoneli barındırdığını görebiliriz. Elbette, siz anne ve babalara da büyük görev düşmektedir. 

    Yapıların normal şekil ve fonksiyonlarını anlamak çok önemlidir; çünkü, neyi görmeniz gerektiğini bilirseniz ancak o zaman görebilirsiniz.

    Dil bağı olan bebeklerin yaşayabileceği problemler nelerdir?

    Dil bağı, yenidoğanda süt emme sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dil hareketleriyle anne memesinden süt emmeye çalışan bebek, dilin hareketlerinin kısıtlılığı nedeniyle yeterince süt çekemez, çabuk yorulur ve yeterli beslenemez. Bebeklerde karşılaşılabilecek sorunlar kitapta şu şekilde özetlenmiştir.

    • Meme veya biberonu sıkıca kavrayamama
    • Emme sırasında uyuyakalma
    • Emme sırasında sürekli memenin kayması ve yeniden yakalamaya çalışması
    • Çok ağlama
    • Reflü problemleri
    • Sık kusma
    • Yeme sırasında geğirme ve tıkanma
    • Yavaş kilo alımı
    • Meme ucunu ısırma
    • Emziğin sürekli düşmesi ve ağızda durmaması
    • Sütün dudaklardan sızması
    • Kısa uykular
    • Ağız solunumu, horlama ve sesli nefes alma
    • Tıkalı burun
    • Burundan süt gelmesi
    • 2-3 saatte bir daha sık yemek yeme

    Konuşma seslerini çıkarma işlemine söyleyiş yani artikülasyon denir. Bebekler tedavi edilmezse, ilerleyen zamanda sesleri çıkarmaya başladığı zaman artikülasyon sorunları ortaya çıkabilmektedir. R ve L gibi bazı harflerin  doğru söylenebilmesi için dilin damağa rahatlıkla değmesi gereklidir. Dil bağı, doğru ses işleyişini engelleyebilmektedir. Yani, beslenme ve konuşma gibi temel fonksiyonlarda bazı kayıplar meydana gelebilmektedir.

    Dil bağı nefes almaya engel midir?

    Havayolu, dil bağıyla ilgili çok önemli bir konudur.

    Patojenik dil bağı olan çocuklarda ağız solunumu görülebilmektedir. Burun nefes almak için, ağız yemek yemek içindir. Zaten ağız solunumu başlı başına ciddi bir semptomdur. Bu konuyla ilgili yazımı da okumanızı tavsiye ederim. (Link için tıklayın) Orada bu konuyu daha ayrıntılı anlatığım için burada kısaca bahsetmek istiyorum. Dil, üst çene kubbesine yerleşmeyip sürekli ağız tabanında yer aldığında, üst çene büyüyüp genişleyemez ve V şeklinde dar kalır. Dar çene ve dil bağı problemi birleşince, ergenlikte yutkunma problemi, ağız solunumu, hatalı çene büyümesi, çene eklemi problemi ve kraniyofasiyal ağrı sendromları ortaya çıkabilmektedir

    Ağız solunumu yapan çocukta, yeterince oksijen alamamaktan dolayı, astım ve allerjiler görülebilmekte, gece egzeması ve atopik dermatit oluşabilmektedir. Bu konuyla ilgili Kulak Burun Boğaz ve çocuk doktorlarının yayınlarını okuyabilir ve daha detaylı bilgiye sahip olabilirsiniz.

    Dil bağı uyku problemi yaratır mı?

    Dil bağının yaratabildiği bir diğer sorun da uyku problemidir. 

    Çocuklarda  havayolu darlığına bağlı uyku sorunları ortaya çıkabilmektedir. Hava yolu darlığı düşük oksijen satürasyonuna sebep olmakta, çocuk alt çenesini öne hareket ettirerek hava yolunu açmaya çalışmaktadır. Diş gıcırtma dediğimiz bruksizmin özellikle çocuklarda bu açıdan dikkatle takip edilmesi gerekmektedir. 

    Uyku sırasında beyin hafızayı düzenler ve şekillendirir. Eğer çocuk hava alabilmek için sık sık uyanıyorsa, normalden düşük kalitede uyku yaşamaktadır. Dil bağı sebebiyle dil pozisyonu aşağıda ağız tabanında konumlanırsa çoğunlukla ağız solunumu gerçekleşmekte ve çocuk uykunun derin dinlenme fazı olan REM fazı seviyesine düzgün bir şekilde geçme sorunu yaşayabilmektedir.  Bu sorunu yaşayan çocuklar, gece dinlenemediği için, gün içinde her koşulda sık sık uyuklama durumuyla karşılaşılmakta veya bu çocuklarda dikkat eksikliği gözlenmektedir. Günümüzde, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) da bu durumla bağlantılı olduğu belirtilmektedir. Derin uykuya giremeyen çocuklarda uykuda altını ıslatma görülebilmektedir.

    Dil bağı nasıl anlaşılır?

    Bebeklerde dil bağını kontrol ederken bebeğin başının arkasına geçip iki parmakla dili yukarı doğru kaldırmak gerekir.  Dil kaldırıldığında, dilin ortasında kalp şeklinde çökük bir hat oluşuyorsa dil bağının çok kuvvetli ve kısa durumu söz konusudur. Dili sağa sola nazikçe çekerken dil tabanının yumuşak ve hareketsiz kalması gereklidir. Eğer dille beraber yukarı kalkıyorsa patojenik dil bağı var denebilir. 

    Kısıtlı ağız dokusunun ilk belirtisi genellikle emzirme bozukluğu olduğu için bu kontrol işlemleri yenidoğan kliniklerinde çocuk doktorları ve hemşireler tarafından yapılmaktadır. Ebeveynlerin de kolaylıkla yapabileceği bu muayene sayesinde henüz bebekken ve sorunlar büyümemişken müdahale etme şansı olur.

    Dil bağının da yapışma şeklinde göre sınıflandırması bulunmaktadır. Daha derin yapışan, daha kısa ve güçlü bağlar elbette en çok problem yaratabilecek tiplerdendir.

    Dil bağının tedavisi nasıldır? Dil bağı kendiliğinden geçer mi?

    Dil bağı problemi kendiliğinden geçmemektedir. Dil bağı, uygun zamanda, deneyimli bir hekim tarafından kesilerek tedavi edilir. Bu işleme lingual frenetomi adı verilir.

    Emzirme sorunu yaşayan bebeğin lingual frenotomi denilen dil bağının kesilme işlemi bilimsel olarak kanıtlanmış tek endikasyondur.

    Lingual frenotomi çok güvenilir bir uygulamadır. Bebeklerde herhangi bir anestezi uygulanmadan da makas veya lazer ile bu bağ çok hızlı bir şekilde kesilebilmekle birlikte, hastada genel veya lokal anestezi uygulaması gerekliliğini hekiminiz size anlatacaktır.

    Dil bağının kesilmesinden sonra tekrar yapışma olmaması için bazı germe ezgersizleri bulunmaktadır. Bu ezgersizler ebeveynlere uzmanlar tarafından öğretilmektedir.

    Dil bağı ve ağız solunumu probleminde ortodontistler olarak bizim rolümüz nedir?

    Ortodonti, yalnızca estetik uygulamalardan ibaret değildir. Ortodonti, dişlerin ve yüzdeki düzensizliklerin teşhisi, önlenmesi ve tedavisiyle ilgilenen bir diş hekimliği dalıdır. Bir çocuk daha kapıdan girer girmez duruşundan, nefes alıp vermesinden, gözlerinin altındaki renk değişikliklerinden, çenelerinin ve dilinin konumlarından, diş ve dizilim sorunlarından, boğaz duvarının şeklinden, geniz eti, bademcik ve hyoid kemiği gibi komşu yapılardan, dil fonksiyon bozukluklarının ve ağız solunumunun tanısını koyabiliyor ve KBB, fizyoterapist,konuşma terapisti ve nörolog gibi gerekli uzmanlara yönlendiriyoruz. 

    Bir çocuğun ortodontist ile tanışma zamanı 6-7 yaş civarında olmaktadır. Bu sebeple dil bağı ile ilgili problemlerin daha erken dönemde tanısı için ebeveynlere ve çocuk diş hekimlerine büyük görev düşmektedir.

    Bu videoda son olarak söylemek istediğim, kasların kemiklerle olan savaşını her zaman kaslar kazanır. Dil ve yanak kasları, diş kavislerinin, dişleri saran alveol kemiklerinin ve çene eklemlerinin sağlıklı gelişmesinde birebir etkilidir. Dil sürekli ağız tabanında yer alırsa, üst çene kubbesini içeriden destekleyemez ve yanak kaslarının dışarıdan üst çeneye uyguladığı baskıyı dengeleyemez. Bu durum, üst çene kemiğinin büyüme gelişim sırasında genişleyememesine hatta daralmasına sebep olur. Üst damağın daralması, burun kavitesindeki hava alanını daraltır. Bu bölgeden havanın geçiş direnci 4 üssü olacak şekilde artar ya da azalır. Yani, eğer hava yolu yarısı kadar daralırsa havanın geçişi 16 kat azalacaktır. Biz ortodontistler olarak hızlı üst çene genişletmesi sayesinde kalıcı olarak iskeletsel genişletme sağlanabiliyoruz. Obstruktif uyku apnesinin engellenmesinde de hava yolununun küçük yaşta genişletilmesi çok etkili olmaktadır. Eğer, bu dönemde geniz eti ve bademcikler hava yolunda tıkanıklık yaratıyorsa, en kısa sürede KBB konsültasyonu ile beraber problemin giderilmesi yaşam fonksiyonlarını olumlu etkilemek açısından iyi sonuç vermektedir.

    Sonuç olarak, 7 yaşındaki çocukta yeni sürmekte olan dişlerin çapraşık olmasının endişesinden ziyade bu yaşta daha önemli olan iskeletsel, yumuşak dokusal ve fonksiyonel problemlere ve çözümlerine değinmek, ebeveynleri bu konuda bilgilendirmek ve çözüm yaratmak biz ortodontistlerin asıl görevidir.

  • Dijital Ortodontide ModJaw ile 4. Boyut

    Dijital Ortodontide ModJaw ile 4. Boyut

    3D Modelleme, Çene Hareketi ve Dinamik Oklüzyon ile Destekleyen Yeni Dijital Diş Hekimliği:

    Diş hekimliğinde dördüncü boyut, hastanın çene hareketlerinin gerçek zamanlı ve hareketli olarak kaydının alınması konseptine dayanmaktadır. Böylece, hastanın gerçek çene hareketlerinin analizi ile daha hassas teşhis ve tedavi planlaması yapılarak çok daha doğru sonuca daha hızlı ve güvenli bir şekilde ulaşmamızı sağlamaktadır.

    Her şeyin dijitalleştiği günümüzde, diş hekimi ve laboratuvar arasındaki iletişimin de tamamen dijital kayıtlar üzerinden olması sayesinde hata payı azalmaktadır. Artık bir çok teknolojik ürün bir arada kullanılarak hastanın tedavisine giden yol hem tamamen kayıt altına alınabilmekte hem de daha güvenli hale getirilmektedir.

    Dişlerin kapanışı ve çenelerin eklemleri arasındaki ilişkiyi sayısal değerlerle ifade etmemizi ve kayıt altına almamızı sağlayan dördüncü boyut sayesinde, hastalarımızla iletişimimiz artık çok daha rahat hale gelmiştir.

    Eklem ve okluzyon analizi için rutinde kullandığımız yüz arkı transferi ve artikülator yerine geçen bu dijital sistem sayesinde, diş modellerinin dinamik görsellerini, hastanın okluzyon düzlemlerini, diş kapanışlarının dinamik haritalanmasını, ön ve arka dişlerindeki erken temas noktalarını ve temporomandibular eklemlerin hareket yollarını kolaylıkla belirlemek mümkün hale gelmiştir.

    İnanıyoruz ki, bu teknoloji kullanarak elde edilen dinamik kayıtlar sayesinde çene eklemi ve dişlerin kapanışı arasındaki ilişkiyi sayısal verilerle destekleyecek literatürler artacak ve diş hekimleri hastaların eklem rahatsızlıklarını daha kesin protokollerle tedavi edebileceklerdir.

  • Yüz Simetrisi için Çene Cerrahisi Tedavisi

    Yüz Simetrisi için Çene Cerrahisi Tedavisi

    Yüz asimetrisi, yüzün sağ ve sol tarafı kıyaslandığında sert veya yumuşak dokularındaki simetri uyumsuzluğudur. Her bireyde bir miktar asimetri mevcuttur ama asimetri miktarının normalden sapması durumunda kişiyi estetik veya fonksiyonel olarak rahatsız eder hale gelebilmektedir. Bu asimetri doğuştan ortaya çıkabildiği  gibi çene eklem rahatsızlıklarıyla, travmayla, dişsel problemler sebebiyle fonksiyonel kaydırma ile ve tek taraflı çiğneme gibi kötü alışkanlıklarla ortaya çıkabilmektedir.

    Birey aynadaki cephe görüntüsünde, alt çenesinin normalden daha fazla sağa veya sola doğru duruşundan veya kant denilen yer düzlemine göre paralelliğin bozulduğu durumdan rahatsız olabilmektedir. Profilden ise hasta kendisini fotoğraflardan sağ ve sol tarafının aynı şekilde görünmediğini farketmesi ile ortodontiste veya cerraha başvurabilmektedir. 

    Yüz asimetrisinin şiddetli olduğu durumlarda hem iskeletsel olarak çeneler, hem dişler, hem çene eklemi hem de yumuşak dokular bu asimetrik durumdan negatif etkilenmektedir.

    Şiddetli iskeletsel alt çene asimetrisi, yani laterognati durumunda çoğunlukla dişler ve çene eklemi de asimetriden etkilenmiştir. Çenenin bir tarafa doğru kayması sebebiyle dişler çiğneme fonksiyonunu yerine getirebilmek için kemik içinde olması gereken yerlerinden daha fazla eğimli hale gelmişlerdir, yani kompanse olmuşlardır. Sağ ve sol taraftaki çiğneme kasları simetrik çalışmadığı için çoğunlukla yumuşak dokularda da asimetri oluşmuştur. Çene ekleminin baş kısımlarında ise çoğunlukla asimetrik çiğnemeye bağlı asimetrik kemik erimeleri veya ilave kemik oluşumları görünmektedir. Çene ekleminin üzerindeki kıkırdağın yer değiştirmesi ve eklemlerin stabil durumunun bozulmuş olduğu sıklıkla görülmekte olup, ortognatik cerrahi öncesinde splint kullanımı gerekebilmektedir. 

    Çene ameliyatı öncesinde ortodontik tedavi ile dekompanzasyon yapılmalıdır. Yani yanlış yöne doğru eğimlenen dişler önce kendi kemikleri içinde doğru yerlerine getirilmelidir. Dekompanzasyon yapılan dişlerle yapılan ameliyatlarda diş kapanışları daha iyi olduğu için tedavi başarısı da yüksektir. Ortognatik cerrahi ameliyatlarından hemen önce hastanın klinikte yüz değerlendirmesi çok büyük hassasiyetle yapılmalıdır. Üç boyutlu kafa tomografileri, dijital diş kayıt çakıştırmaları ve üç boyutlu ortognatik cerrahi planlama sistemleri sayesinde yüz asimetrileri çok daha detaylı planlanabilmektedir. Günümüz teknolojisiyle cerrah ile ortodontistin bir arada hastanın dijital kayıtları üzerinde ameliyat öncesi çalışma yapmaları sayesinde, planlanan değerler ile ameliyat sonucu çok yakın değerlerlerde çıkabilmektedir.

0